Lacan'ın 1. Semineri
15 Mart 2026
Neden Yanlış Olduğunu Bilsek de Bırakamayız?
Lacan’ın 1. Seminer’inden Optik Üzerinden Metaforu
Lacan, 1. Seminer’de optiğin işlevini kullanarak öznenin ego düzleminde kurduğu yanılsamayı somut bir tabloyla düşünmeye davet eder. Bu tabloda; içi boş bir vazo, vazonun gerisinde duran ama doğrudan görülmeyen bir çiçek buketi, bir ayna ve belirli bir göz konumu vardır. Göz, belirli bir noktaya yerleştirildiğinde, gerçekte vazoda olmayan buket, aynadaki yansıma aracılığıyla vazonun içindeymiş gibi görünür. Yanılsama, nesnelerin kendisinde değil; bakışın konumunda üretilir. Buket gerçektir, vazo gerçektir; fakat onların kurduğu bütünlük yalnızca belirli bir optik düzenek sayesinde mümkündür. Lacan için bu tablo, egonun kendini bütün, tutarlı ve merkezde deneyimleyişinin yapısal metaforudur.
Bu metafor üzerinden Lacan, öznenin ego düzleminde kurduğu yanılsamanın ona olan tutarlı yapışmışlığını temsil eder. Ego için tutunulan bu yanılsama, hakikatle olan ilişkisinden bütünüyle kopuk değildir; tersine, hakikatle olan belirli bir yakınlık ölçüsünde kurulur. Bu nedenle mesele, düş ya da perde olarak görünen bütünlüğü teşhir etmek değildir. Asıl mesele, o bütünlüğün kuruluşunun, özne için gerçekten işleyen bir hakikatle olan temasından doğması ve öznenin bu temasın konumuna kapılmasıdır. Bu durum bizi temel bir soruya götürür: Hayata dair tutunduğumuz konumların, onların “doğru” ya da “yanlış” olduğunu bilsek bile neden bırakılmadığı... Çünkü temsil, kendisini salt bir yanılgı olarak değil, gerçek bir hakikatin öznel yerleşimi üzerinden kurar. Bir kişinin sizi dolandırması örneğinde olduğu gibi; hukuka başvurmak ya da gidip ona yumruk atmak, öznenin dolandırılmış olma gerçeğine tutunur. Tepkiler farklıdır ama dayandıkları zemin, gerçeğin temsiline simgesel bir konum üzerindendir. İşte bu yüzden Lacan, bu imge üzerinden analizle ego üzerinde çalışmak arasındaki konum farkını netleştirir.
Ego üzerinde çalışmak, bu temsili güçlendirmeye; yani vazo içindeki buketi sağlamlaştırmaya yöneliktir. Temsil, gerçekten Öteki’nin arzusu içinde, onun savunmalarıyla şekillenir. İki kişinin tartıştığı bir konuda üçüncü birinin “kimin haklı olduğu”na karar vermesine benzer bir işlev görür: Bir denge kurulur ama yapı olduğu gibi kalır. Oysa analiz, bu imge üzerinden meselenin bütünlük olmadığını, gözün konumu olduğunu söyler. Ancak Lacan aynı seminerde, Freud’un analizde ifşa meselesine değinerek önemli bir sınır da çizer: Analiz, öznenin temel hakikatine doğrudan bir iniş arzusu değildir. Gözün konumunun değişimi, buketin artık vazonun içinde görünemediği bir noktaya kayması demektir. Bu, öznenin “gerçeği görmesi” değil; bakışının değişmesiyle birlikte, kendi yolunu yeniden kurma zorunluluğuyla karşılaşmasıdır.
Gerçek ile imgesel arasındaki ilişki, her zaman öznenin simgesel konumuna bağlıdır. Lacan’ın ifadesiyle; seni “Pedro” yapan şey gerçek bedenin değildir; toplum içinde sana verilmiş adın, yani simgesel düzende işgal ettiğin yerin oluşturduğu temsildir. Gerçek, bizim için doğrudan bir düzen olarak değil; simgesel referanslar aracılığıyla, ego düzleminde temsil bularak işler. Optik tablo tam da bunu gösterir: Gerçek olan buket değil, onun vazonun içinde görünmesini mümkün kılan bakış düzenidir.
← Blog'a Dön